www.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.wswww.bigoo.ws
koddunyam



Açılış Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle İletişim


Hit Kazan

İŞSİZ GENÇLERE MUJDE


5/10/2009 | Kategori: Mizah |

İŞSİZLERE Bİ MÜJDE ARTIK BU SITEDE İŞ ARAMA YERI AÇILICAK ELIMIZDEN GELDİĞİ KADAR ELEMAN ARIYAN YERLERI YAYINLICAM BULUP GIDERSENIZ SİZLER İÇİN ÇOK IYI OLUR ONUN ÇALIŞMASINI YAPIYORUM EN AZ BIR HAFTA İÇİNDE YAYINLAMAYA BAŞLARIM ELEMAN ARAYAN YERLERİNİ

HÜSEYİN KAVAS BU SİTENIN SAHIBI

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|

GÖZLERİM SENI ARIYOR


5/10/2009 | Kategori: Ask Siirleri |

BAK GENE GÖZLERİM
SENİ ARIYOR AMA SEN YOKTUN
ŞUAN BEN SENİ DÜŞÜNDÜĞÜM GİBİ
SENDE BENİ DÜŞÜNÜYORMUSUN
BELKİ GELİRSİN DİYE HER GECE GÖZLERİM YOLLARA BAKIYOR
AMA SEN YOKTUN
SENSİZLİK ARTIK NEREYE KADAR SÜRER BİLEMEM ARTIK
BİR KERECİK YANIMA GELSEN NE OLURDU SANKİ
AMA SEN BAŞKA BAHANE BULUP GELMEDİN
HER GEÇEN GÜN SANA OLAN SEVGİM
AZALIYOR BAK VE YİNE Bİ AKŞAM DAHA OLDU
ARTIK GÖZLERİM SENİ ARAMAKTAN VAZ GEÇTİ
ÇÜNKÜ YİNE GELMİCEKTİN SEN OLSUN BE GÜZELİM
ELBET BİR GÜN BİR GÜN MUTLAKA KAVUŞURUZ SENLE

YAZAN:HÜSEYİN KAVAS

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|

Güzel İzmir’in Kurtuluşu ...2


9/9/2009 | Kategori: Mizah |

9 Eylül İzmir’in kurtuluşunu, büyük bir sevinç; ama, buruk bir duygusallıkla anmışımdır hep. 26 Ağustos “Taarruz” başlar. 30 ağustos 4 gün sonra “Büyük Zafer”. Parmak hesabıyla 11 gün sonra da ordu İzmirde; hepsi- hepsi 14 (ondört) gündür süre.

Bu tarihi İlk okullardayken öğrendik ben yaşta olan bu günkü gençler. Devrimin içinde yaşamış öğretmenlerimiz göz yaşları içinde anlatmışlardı kurtuluşları. Olayın öneminin ayırdına varmamız ise biraz zaman aldı. Dile kolay geliyor bu konulardan sözetmek. Oysa zaman ve mekan içinde düşününce, insan farklı boyutlara uzanıyor. Örneğin:Dumlupınar nere,İzmir neresi? Aradaki mesafeyi bir öğrenin bakalım, kaç kilometrelik yol? Kuş uçuşu olarak da hesaplayabilirsiniz...Yüzlerce kilometre arazi

Parçası üzerinden ”dere, tepe,ova;eğri, düz; inişli, yokuşlu; engebeli çok engebeli; taşlık,kayalıkmış buralar” diyerek farklı görüşler belirtip bildirecek “lüksünüz” yok. Karşınızda sizleri öldürmeyi yok etmeyi düşünen bir düşman askeri var.

1919 yılında “İzmiri işgal etmeyeceğiz” diye söz vermiş olmalarına karşın, sömürgeci (emperyalist) kışkırtıcılarının politik çarpıklıklarına uyup,aynı yıl içinde, aşama aşama işgal ettiği köy ve kasaba halkını insafsızca katleden bir düşmanla savaş var savaş...

Bugünkü teknik olanaklar yok. İsterseniz varmış gibi de düşünebilirsiniz...Değişmeyecek bir gerçeği inkâr edemezsiniz (yadsıyamazsınız): piyade sınıfı bu yolu yüreyecektir. Biliyormusunuz ki ordu İzmire süvarisi,piyadesi ve ağırlıklarıyla aynı günde girmiştir... “Mehmetçik” bu yolu 15 günde hangi güçle nasıl aşabildi? destanlara konu olabilecek yücelikte bir başarıyla karşı karşıyayız. Bu sorunun yanıtını Genel Kurmay başkanlığınca yayılanan askeri teknik bildirilerde bulabiliriz kuşkusuz. ..ya duygusal yönü?

Ülkenin yarıdan fazlası,emperyalistlerin işgali altında. Birtakım anlaşmalarla halk tutsak edilmeye çalışılıyor. Bir dönemin üç anakarası üzerinde toprakları bulunan İmparatorluk son nefesini vermek üzeredir. Osmanlı imparatorluğunun batışıyla ilgili pek çok neden sayılabilir;ama, Atatürk onca nedeni teke indirerek:”...uzun yüzyıllar ulusu aymazlık içinde bırakan çeşitli nedenler aradsında gerçek noktayı ,bir sözcükle belirtmiş olmak için diyebilkirim ki tüm yoksulluklarımızın kesin nedeni zihniyet (düşünsel doku) meselesidir ( sorunudur). İnsanlar ve insanlardan oluşan toplumlar herşeyden önce tüm bireyleriyle tutarlı bir zihniyrte sahip olmalıdırlar. Zihniyeti zayıf,çürük,bozuk olan bir toplumsal kurumun bütün çalışma ve çabaları boşunadır. İtiraf etmek zorundayız ki,tüm islâm dünyasının toplumsal kurumlarında hep yanlış zihniyetler egemen olduğu içindir ki doğudan batıya kadar İslâm ülkeleri düşmanların ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların tutsaklık zinciri altına girmiştir.”.

Osmanlı imparatorluğu Batı’da “hasta adam” olarak anılmaktadır.

Mustafa Kemal bu hastalığı ve sağaltı için gerekenleri saptamıştır. Yaptığı tüm devrimlerde uyguladığı yöntemi şöyle açıklıyor:

“İnsanları istediği gibi kullanan güç,düşünceler ve düşünceleri teşhis (tanıtlayan) ve tamim eden (yaygınlaştıran) kimselerdir. Düşüncenin özelliği de hiçbir karşı düşüncenin bozamayacağı bir kesin şekil ile kendi kendisini kabul ettirmesidir. Bu ise düşüncenin yavaş yavaş duyguya dönüşerek, inançlar biçimine dönüşmesiyle olasıdır...”

Mustafa Kemâl harp okulu ve akademideki öğrenciliği sırasında,öğrenci

arkadaşlarini bagimsiz bir Türkiye Cumhuriyeti kurmaga hazirlamiştir. Okulun yatakhanesinde arkadaşlarina, ders verir gibi, gelecekte yapilacak işleri anlatmiştir. Buradaki konular arasinda osmanli öncesi Türk tarihi oldugu kadar,toplum bilim,dünyadaki sosyo kültürel degişim olaylarini da yeralmaktaydi diyebiliriz. Anadolunun herhangi bir yerinin işgaliyle ilgili savaş oyunlari ve problemleri üzerinde de duruldugu arkadaşlarinin yazdigi anilardan anlaşilmaktadir.

“Bağımsız Türkiye” için Çanakkale’de Anafartalar savaşı bir başlangıç noktası oluşturmuştur. Atatürk burada ve askerlik süreince kazandığı bütün madalya ve nişanlarını takındığı, üniformalı, taş basması bir fotoğrafını Samsuna çıkmadan altı ay önce,bütün imparatorluğa dağıttırmış,kendisini Türkiye halkına tanıtmıştır.

“Anafartalar kahramanı Mirliva (tümgeneral) Mustafa Kemal” yazılıdır resmin altında.

Karadenizden başlayarak girtigi her yerde,halkla iletişim kurma olanagi yaratmiştir. Konuşmalarinda üzerinde önemle durdugu konu,Türklük ve ulus bilincini oluşturmaktir. Türklerin tarihte özgür insanlar olarak büyük devletler kurduklarını,savaşlardaki kahramanlık dolu destansı başarılarını anlatır. Aslında Toplumu bağımsız bir devlet kurmaya hazırlamaktadır. Konuşmaları, yerel gazetelerde olduğu kadar,öğretmen kongrelerinden de topluma ulaşmaktadır. Şimdiki gibi değil ne radyo var ne tv...

30 Ağustos utkusu (zaferi) bağımsızlığımızın da simgesi olmuştur. 10 Temmuz 1920 de Bursa’nın işgalinden sonra TBMM kürsüsü üzerine örtülen siyah çarşaf kaldırılmıştır. Büyük zaferi izleyen günlerde düşman elinden kurtarılan illerimiz düşünülünce bir haftalık anmanın bile az olduğu görülür.

Bu savaş,Atatürk’ün “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri“buyruğu kadar önemli bir başka komutunu da doğrular:

“Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır.” Gerçekten de bu savaşta uygulanan yöntem bu iki buyruk yönünde olmuştur. Bati Anadolu bir “satih” olarak ele alinarak Akdenize ulaşilmiştir.

İzmire girişte piyade erlerinin ayakkabı yada çarıklarının tamamen parçlanmış olduğunu, bir anı da okuyunca gözlerim doldu. Yüreğim burkuldu. Doğrusu kurtuluş savaşı gazi ve şehitleri için ne yapılsa azdır diye düşünmümüşümdür her zaman..

Gönül istiyor ki İzmirin kurtuluşunda Süvari güçlerinin komutanı olarak görev yapan Gen. Sn.İzzettin Çalışlar ile Piyade tabur komutanı Gen.sn. Kâzım Sevüktekin de anılsın...Bu iki yüce askerin ne denli zorluklarla bu işi başardıkları düşünülecek olursa, onları ayrıca ve özel olarak anmakla ulusal bir görevin yerine getirilmiş olacağına inanıyorum.Umarım “Toplum Örgütleri” Türkiye geneline yansıyacak bir uygulamaya önayak olabilirler...

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|

İZMİRİN KURULUŞU


9/9/2009 | Kategori: Mizah |

İzmir’in ilk adının Smyrna olduğu biliniyor. Coğrafyacı gezgin Strabon, bu adın bir Amazon Kraliçesi’nden geldiğini kaydetmiştir. İzmir’in ilk yerleşim bölgesi ise, bugün Bayraklı olarak bilinen semttir .Bu alanda 1950 yıllarında gerçekleştirilmiş kazılar, ilk yerleşimin İsa’dan önce 3000 yılına tarihlendiğini gösteriyor. Bayraklı’ da kurulu bu şehrin ilk kralı da söylencelere konu olmuş Tantalos’tur. Bayraklı sırtlarında bulunan ve İsa’dan önce 600 yılına ait olan mezarın ona ait olduğu biliniyor.

İsa’dan önce II. Yüzyılda, bir liman kenti olan İzmir’de Aioiler ve lonlar yaşamışlar. İsa’dan önce 8. Yüzyıldan 7. Yüzyılın ortalarına kadar ise Frigya ve Lidyalılar etkilerini göstermişler.

Batı uygarlığının ilk anıtsal destanı olan İlyada, İzmir’de Homeros tarafından yaratılmış. Homeros ( M:Ö:750-700 ) çok eskiden bu yana bilinen ve birbirinden ayrı olan üç destanı ; yani Troia Savaşı, Helena’nın kaçırılış ve Akhilleus’un öfkesi adlı üç konuyu biraraya getirerek ölümsüz yapıtını yaratmış.


İzmir’e M.Ö 600’de Persler’in M.Ö 33’te ise Makedonyalı İskender’in geldiği kaydedilmiş. İskender, İzmir’in söylencesel tarihinde çok önemli bir dönemim başlangıç noktası sayılmış. Smyrna halkının surlar içine sığmaması nedeniyle bugünkü Kadifekale olan Pagos tepesinde yeni bir şehir kuran İskender, rüyasına giren bir bilgeden, buraya kurulacak şehrin halkının çok mutlu olacağı müjdesini almış.

Yeni kentin kuruluşu İskender’den daha sonra da sürer. Bu arada güçlenmiş olan Bergama Krallığı’nın sınırlarına katılan İzmir, sonra Roma’nın egemenliğine girer. Roma’nın idari bölümlenmesinde İzmir, Asya vilayetinin sınırları içindedir ve bu vilayetin başkenti ise Efes’tir. Bu nedenle İsa’nın Havarisi Aziz Pavlus, ünlü mektubunda İzmirlilere değil, Efeslilere hitap eder.
Efes’in gölgesinde kalmış İzmir’in, Roma döneminde hızla geliştiğini görüyoruz. Liman yeniden düzenlenmiş ve en önemlisi ticaretin gelişmesi için Agorada kurulmuştur. 500 yıl sonra yani Bizans dönemine geldiğimizde İzmir artık Asya’nın birinci kentidir ve Efes’ten önce anılmaktadır.


Türkler İzmir’i ilk kez II. Yüzyıl sonlarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah komutasında ele geçirirler. 1086’da Çakabey bir donanma kurarak Ege adalarını denetimine alır. Çakabey’in öldürülmesinden sonra liman kenti İzmir Cenevizlilerin, Pagos yani Kadifekale ise Bizanslıların eline geçer. 14. Yüzyılın başında önce Kadifekale’yi, sonra da kıyı kesimini alarak İzmir’in tümüne egemen olan Aydınoğlu Mehmed Bey, Ege adalarındaki Bizans kalelerini haraca bağlar.
1390 yılında Yıldırım Beyazıt Kadifekale’yi ele geçirir ama Liman kontrolü dışındadır. 15. yüzyılın dışında büyük bir Moğol istilası yaşayan bölgede, son sözü yine Osmanlı söyler.

1426’dan sonra İzmir’i bir Osmanlı şehri olarak görüyoruz. Tarihçiler Osmanlı döneminde İzmir’de ticaretin geliştiğini kaydederler. Ancak kent, herhangi bir Akdeniz kentinden daha fazla güvenli değildir. Yakın Akdeniz ülkeleriyle ticari ilişkileri bulunmakla birlikte, Osmanlı ekonomi sisteminin yasakları gereğice İzmir, iç ticaretin önemli merkezlerinden biri olarak görülür.


16. Yüzyıldan sonra İzmir’in bir ihracat merkezi olarak özelliği artar. 1620’de Osmanlı Devletinin pamuk ihracatını yasallaştırması ve buna yönelik pamuk dikim alanlarının genişletilmesi, İzmir’in ticaret merkezi olarak gelişmesini hızlandıran bir faktör olarak göze çarpar. İzmir, Osmanlı İmpartorluğu’nun en önemli ticaret merkezlerinden biri olur. Örneğin, İran’dan karayoluyla getirilen ipek, batıya İzmir Limanı’ndan çıkar.


18. yüzyılda İzmir’de dış ticaretinde Fransızların önde olduğu kaydedilir. Liman kenti, aynı zamanda İngiliz ve Hollandalı tüccarlarında gözdesidir. Osmanlı Devleti’nin 18. Yüzyılın ikinci yarısında Fransa’ya yaptığı ihracatın %33’ü, Fransa’dan yapılan ithalatın ise %27’si İzmir limanında gerçekleşir. Bu dönemde Fransızların İzmir’de 29 ticarethanesi bulunmaktadır. Ancak onların bu etkinliği, sonraları İngilizlerin Osmanlı Devleti üzerinde siyasi ve ekonomik etkinliklerinin artmasıyla geriler. İngilizler ve Fransızlar arasındaki bu rekabet, İzmir’in sosyal ve ekonomik yapısını köklü olarak etkiler. Daha büyük gemilerin yanaşabilmesi için liman genişletilir. Sonraları Anadolu’nun içlerine kadar uzanacak, bugün biri Alsancak’ta diğeri Basmane’de son bulan iki ayrı demiryolu döşenir. O günlerde İzmir’de Türklerin ticaret payı oldukça sınırlıdır ve daha çok iç piyasaya yöneliktir. İhracatta ise İngiliz ve Fransızlara olan bağımlılık göze çarpmaktadır.


19. yüzyıla kadar Avrupa’dan İzmir’e doğru olan tüccar akını, kentin çok uluslu bir yapı oluşturmasına neden olur. Öyle ki, bu çok ulusluluk, İzmirde Osmanlı’nın bile otoritesini tartışılır hale getirebilmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısında İzmir’in fiziksel görünümünün de değişmeye başladığına tanık oluruz. Büyük iş hanları, mağazalar, bankalar, devlet binaları yapılır. 1862’de İzmir Ticaret Mahkemesi, 1885’te İzmir Ticaret Odası ve 1891’de İzmir Ticaret Borsası kurulur. Bu yıllarda İzmir’deki 25.000 konut ve işyerlerinde 5260’ı dükkan, 2535’i mağaza, 27’si fabrika, 449’u kahvehane, 66’sı meyhane, 35’i gazino, 27’si lokanta, 143’ü işhanı ve 20’si oteldir.

Osmanlı Devleti’nde çok uluslu bir ticaret şehri olma özelliğini koruyan İzmir, I. Dünya Savaşı’nın ardından 15 Mayıs 1919’da Yunan Ordularının işgaline uğrar. Bu işgal 9 Eylül 1922’de kırılır. Ancak İzmir 13 Eylül sabahı tarihin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane’de başlayan korkunç yangın, giderek büyür ve şehre yayılır. 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000’den fazla ev ve işyeri kül olur.  Bu yangın, ne yazık ki İzmir’in Dörtte üçünü tahrip etmiştir.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir’de yeniden kurulmaya başlar. 1923 yılında İktisat Kongresi ilk kez İzmir’de yapılır. Bu kongrede “fuar düşüncesi” ilk kez Atatürk tarafından ortaya atılır ve benimsenir. Yerli Malları Koruma Derneği 1923 yılından sonra ki 9 Eylül sergisine Ticaret Odaları ve Borsaları ile 71 resmi kuruluş, 195 yerli ve 72 yabancı firmanın katıldığı görülür. 1932 yılına kadar bugünkü Mithatpaşa Lisesi’nde düzenlenen serginin adı 1933 yılında “9 Eylül Panayırı” olarak değiştirilir. Üçüncü 9 Eylül Panayırı Cumhuriyet Meydanı’nın hemen arkasındaki alanda kurulur. Ve nihayet dönemin belediye başkanı Behçet Uz’un Moskova gezisi sonunda ayrıntılandırdığı proje tamamlanır ve çalışmalar başlar. Kurulacak Enternasyonal Fuar için yangın yerinden daha iyi bir alan bulunamazdı. Enternasyonal Fuar’ın temelleri 1936’da atılır ve kısa sürede tamamlanır.

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|

HÜZÜN DOLU BIR AKŞAM


9/8/2009 | Kategori: Ask Siirleri |

BAK BAK GENE GECE OLDU HÜZÜNLERİM HÜSYANLARIM YİNE BAŞLADI SENSİZLİKTEN.
HER GECE AĞLARIM SENIN YOKLUĞUNA HER GECE YILDIZLARA BAKAR BAKAR DURURUM BELKI GELIRSIN DIYE AMA SEN GELMEDIN YANIMDA YOKTUN OLSUN BE GUZELİM ALIŞTIM ARTIK SENIN BU BENI BIRAKIP GITMENE OLSUN BE GUZELIM ELBET SEN BANA GERİ DÖNCEM O ZAMAN BENI KALLEŞCE KULLANDIĞIN BERABER OLDUĞUMUZ GUNLERI ELBET BIR GUN SÖYLERİM SANA BAK GENE GECE OLDU BELKI GELIRSIN UMUTIYLE YOLUNU GÖZLUYOM AMA YOKSUN NEYSE GUZELIM SEN MUTLU OL BEN MUTSUZ OLAYIM YETER YETERKI SANA BIŞEY OLMASIN DAYAMAM SANA UFACIK BI AĞLAMANA DAYANAMAM SENİN İÇİN CANIMI VERİRİM ELBET BIRGUN SENDE BI YANLIŞI ANLICAN AMA O ZAMAN BELKI BI DUNYADA OLURMUYUM O KADARINI BILMEM…

YAZAN:HÜSEYİN KAVAS

Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/24|


Sponsors

Ads by Whooooever

sanalkeyif

Blogcu.com sitesine gore duzenlenmis sablonlar

www.sanalkeyif.blogcu.com

Societa

Eglence sitesi

www.societa.blogcu.com.com

Avertise on this site